AŞILAR HAKKINDA MERAK ETTİĞİNİZ HER ŞEY YAZIMIZDA

AŞILAR HAKKINDA MERAK ETTİĞİNİZ HER ŞEY YAZIMIZDA

AŞI NEDİR?

İnsan ve hayvanlarda hastalık yapma yeteneğinde olan virüs, bakteri v.b. mikropların hastalık yapma karakterlerinden arındırılarak ya da bazı mikropların salgıladığı zehirlerin (toksinler) etkilerinin ortadan kaldırılarak, geliştirilen biyolojik maddelere aşı denir.

Aşı, insanları hastalıklardan ve onun kötü sonuçlarından koruyabilmek için sağlam ve risk altındaki kişilere uygulanır. Vücut bu şekli ile kendisine zarar vermeyen mikrop ya da toksinleri tanır ve onlara karşı bir savunma yöntemi geliştirir. Böylece gerçek mikropla karşılaştığında da bu yöntemle savaşır ve kişi hastalığa yakalanmaz. Bu kişi artık o hastalığa karşı bağışıklık kazanmıştır. Bağışıklama, aşıyla hastalıkların ve ölümlerin önlenmesi açısından çok değerlidir.

Aşı Nasıl Etki Eder?

Aşılar, belirli bir hastalığa yakalanmadan önce kişilere ulaşıp onların bağışıklanmalarını sağlamak amacıyla verilir. Vücutta savunma mekanizmasını uyararak, hastalık etkenini tanıyan ve bu etkenle karşılaşıldığında onu yakalayıp yok eden koruyucu maddelerin (antikorlar) oluşmasını sağlarlar. Bu şekilde aşılanan kişi aşılandığı hastalıklara karşı bağışık yani dirençli olur. Oluşan direnç genellikle ömür boyu vücutta kalır ve hastalık etkeni ile karşılaşınca onu etkisiz kılmak için savaşır.

Alt ünite ( subunit) aşılar, son yıllarda araştırma ve geliştirme çalışmalarına hız verilmiş umut vadeden aşı tiplerindedir. Geleneksel tip aşılarda enfeksiyona neden olan patojen (virüs veya bakteri) bütün haliyle, ya canlı ama düşük dozda ya da öldürülmüş (inaktive edilmiş) olarak aşının içinde bulunmaktadır.

Antijen(Bağıştıran) nedir?

Antijen vücuda girdiğinde bağışıklık sistemi tarafından antikor üretimine yol açan yabancı moleküllerdir. Antijenler genellikle protein ve polisakkarit yapısında canlı organizma kısımları ya da büyük moleküllü proteinler ve bunlara bağlanmış karbonhidratlar, nükleik, lipidik kısımları ya da ürünleridir. En önemli antijenler bakterilerinin yapısına girenlerdir. Bir antijen iki elementten oluşur: Protein bir madde ve hapten. Haptenler, yalnızca protein gibi büyük bir taşıyıcıya bağlandıklarında bir bağışıklık tepkisi ortaya çıkaran küçük moleküllerdir. Proteine bağlanıp, antikor oluşumunu sağlayınca, gidip bu antikora bağlanır ve proteinden ayrılır. Antikor – hapten uyumu antijen-antikor uyumu gibi olmalıdır. Antijen-antikor tepkimeleri vücuda zararlı mikroplarla savaş gibi birçok olayda rol alır. Bağışıklık ya da hastalığa direnç gösterme, vücuda giren antijenleri antikorlarla yok edebilme yeteneğidir. Bu madde aynı zamanda hücre zarındaki glikoproteinlerin yapısına katılır.

 

Antikor (bağışan) nedir?

Antikor, çok hücreli hayvansal organizmaların bağışıklık sistemi tarafından kendi organizmalarına ait olmayan organik yapılara karşı geliştirilen glikoproteinin yapısındaki moleküllerdir. Bu moleküller organizmayı yabancı moleküllerin yol açması muhtemel zarar verici etkilere karşı erkenden uyararak koruyuculuk sağlarlar. immünglobulinler; IgG, IgM, IgA, IgD, IgE tipleri vardır.

Bağışıklık sistemimizi her sene evrim geçiren yeni mikroplarla tanıtmak için aşılar uygulanır. Aşı, çok düşük dozda, seyreltilmiş ve öldürülmüş mikropları içeren kimyasallardır. Bu kimyasallar vücuda verildiğinde, savunma sistemimiz hemen aktive olur ve bu mikropları tanımaya başlar. Normalde vücudumuza giren hastalık yapıcı mikroplar hızla üreyerek, savunma sistemimiz genelde onu durduramadan önce savunma sistemi hücrelerimizin sayısını geçerler ve bizi hasta ederler. Ancak aşıdaki dozaj çok düşük ve mikroplar da etkisiz hale getirilmiş olduğundan, kişi hastalığı geçirmeden mikropları tanır. Böylece, o hastalığa yakalanmadan, hastalığın mikrobunu tanımış olur. Artık bağışıklık kazanılmıştır.

Aşı Tipleri ve tanımlama:

Canlı Aşılar

• Canlı aşılar hastalığa neden olan yabancı virüsün ya da bakterinin laboratuvar koşullarında zayıflatılmasıyla üretilir. • Bu şekilde elde edilen aşıdaki mikroorganizma çoğalma ve bağışıklık yanıtı oluşturma yeteneğine sahiptir.

• Hastalık yapıcı özellikleri ise zayıflatılmıştır.

• Canlı aşılar, bağışıklık sistemi zayıflamış ya da baskılanmış kişilere uygulanmamalıdır.

Ölü Aşılar (Covid-19 Çin aşısı bu gruba girer)

• Ölü aşıların farklı türleri bulunmaktadır.

• Bir mikroorganizmanın tümünü öldürülmüş halde içeren aşılara tüm hücreli aşı, mikroorganizmanın yalnızca belli kısımlarını içeren aşılara ise fraksiyone (alt birim) aşı denir. • Tüm hücreli ölü aşılar kültür ortamında üretilen mikroorganizmanın ısı ya da kimyasal yöntemler kullanılarak öldürülmesiyle elde edilir. Ülkemizde kullanılan Hepatit A aşısı ve inaktive polio aşısı bunun örnekleridir. • Alt birim aşıları mikroorganizmanın tümünü değil yalnızca belli antijenik kısımlarını içerir. Alt birim aşılarını da subunit aşı ve toksoid aşı şeklinde iki temel gruba bölmek mümkündür. Ülkemizde kullanılan Hepatit B, pnömokok, Hib, aselüler boğmaca ve risk gruplarına önerilen meningokok ve grip aşıları subunit aşılarıdır. • Toksoid aşılar ise toksini olan mikroorganizmaların toksinlerinin yapısı değiştirilerek toksik özellikleri yok edilmiş, bağışıklık yanıtı oluşturacak özellikleri korunmuş halini içerirler. Difteri ve tetanoz aşıları toksoid aşılardır.

3 çeşit COVİD-19 Aşı türü vardır.

Şu anda, Amerika Birleşik Devletleri’nde büyük ölçekli (Faz 3) klinik denemelerden geçen veya geçecek olan üç ana COVID-19 aşısı türü vardır. Aşağıda, her bir aşı türünün vücudumuzu COVID-19’a neden olan virüsü tanımaya ve bu virüsten korumaya nasıl yönlendirdiği açıklanmaktadır.

  1. mRNA aşıları. Hücrelerimize virüse özgü zararsız bir proteinin nasıl yapılacağına dair talimatlar veren COVID-19’a neden olan virüsten materyal içerir. Hücrelerimiz proteinin kopyalarını yaptıktan sonra, aşıdaki genetik materyali yok ederler. Vücudumuz, proteinin orada olmaması gerektiğini bilir ve gelecekte enfekte olursak COVID-19’a neden olan virüsle nasıl savaşılacağını hatırlayacak T-lenfositleri ve B-lenfositlerini oluşturur.

  2. Protein alt birimi aşıları Tüm mikrop yerine COVID-19’a neden olan virüsün zararsız parçalarını (proteinlerini) içerir. Aşı olduktan sonra, bağışıklık sistemimiz proteinlerin vücuda ait olmadığını anlar, T-lenfositleri ve antikorları yapmaya başlar. Gelecekte enfeksiyon kaparsak, hafıza hücreleri virüsü tanıyacak ve onunla savaşacaktır.

  3. Vektör aşıları COVID-19’un içine sokulmasına neden olan virüsten genetik materyale sahip olan canlı bir virüsün (COVID-19’a neden olandan farklı bir virüs) zayıflatılmış bir versiyonunu içerir (buna viral vektör denir). Viral vektör hücrelerimizin içine girdiğinde, genetik materyal, hücrelere COVID-19’a neden olan virüse özgü bir protein yapma talimatı verir. Bu talimatları kullanarak hücrelerimiz proteinin kopyalarını çıkarır. Bu, vücudumuzu, gelecekte enfekte olursak bu virüsle nasıl savaşılacağını hatırlayacak T-lenfositleri ve B-lenfositlerini oluşturmaya yönlendirir.

Covid -19 aşılarının etki mekanizması:

COVID-19 aşılarının nasıl çalıştığını anlamak için, öncelikle vücudumuzun hastalıklarla nasıl savaştığına bakmak yardımcı olur. COVID-19’a neden olan virüs gibi mikroplar vücudumuzu istila ettiğinde saldırır ve çoğalırlar. Enfeksiyon adı verilen bu istila, hastalığa neden olan şeydir. Bağışıklık sistemimiz enfeksiyonla savaşmak için çeşitli araçlar kullanır. Kan, dokulara ve organlara oksijen taşıyan kırmızı hücreler ve enfeksiyonla savaşan beyaz veya bağışıklık hücreleri içerir. Farklı beyaz kan hücreleri türleri enfeksiyonla farklı şekillerde savaşır:

  • Makrofajlar, mikropları ve ölü veya ölmekte olan hücreleri yutan ve sindiren beyaz kan hücreleridir. Makrofajlar, istilacı mikropların antijen adı verilen kısımlarını geride bırakır. Vücut, antijenleri tehlikeli olarak tanımlar ve antikorları onlara saldırmaları için uyarır.

  • B-lenfositler , savunma beyaz kan hücreleridir. Makrofajların geride bıraktığı virüs parçalarına saldıran antikorlar üretirler.

  • T-lenfositler, başka bir tür savunma beyaz kan hücresidir. Zaten enfekte olmuş vücuttaki hücrelere saldırırlar.

Bir kişi COVID-19’a neden olan virüse ilk kez bulaştığında, vücutlarının enfeksiyonu aşmak için gereken tüm mikropla mücadele araçlarını yapması birkaç gün veya hafta alabilir. Enfeksiyondan sonra kişinin bağışıklık sistemi vücudu o hastalığa karşı nasıl koruyacağı konusunda öğrendiklerini hatırlar.

Vücut, aynı virüsle tekrar karşılaşırsa hızla harekete geçen birkaç T-lenfositi tutar. Tanıdık antijenler tespit edildiğinde, B lenfositler onlara saldırmak için antikorlar üretir. Uzmanlar, bu hafıza hücrelerinin bir kişiyi COVİD-19’a neden olan virüse karşı ne kadar süreyle koruduğunu hala öğreniyor.

COVID-19 aşıları, hastalığa yakalanmak zorunda kalmadan vücudumuzun COVID-19’a neden olan virüse karşı bağışıklık geliştirmesine yardımcı olur. Farklı aşı türleri, koruma sağlamak için farklı şekillerde çalışır, ancak tüm aşı türlerinde vücuda, gelecekte bu virüsle nasıl savaşılacağını hatırlayacak “bellek” T lenfositleri ve B lenfositleri sağlanır.

Aşılamadan sonra vücudun T lenfositleri ve B lenfositleri üretmesi tipik olarak birkaç hafta sürer. Bu nedenle, bir kişinin aşılamadan hemen önce veya hemen sonra COVID-19’a neden olan virüsle enfekte olması ve ardından aşının koruma sağlamak için yeterli zamanı olmadığı için hastalanması mümkündür.

Bazen aşılamadan sonra bağışıklık oluşturma süreci ateş gibi semptomlara neden olabilir. Bu semptomlar normaldir ve vücudun bağışıklık kazandığının bir işaretidir.

Çoğu COVID-19 Aşısı iki doz uygulanır.

Şu anda Amerika Birleşik Devletleri’nde Faz 3 klinik denemelerinde bulunan COVID-19 aşılarının biri hariç tümü iki doz kullanıyor. İlk doz koruma inşa etmeye başlar. Aşının sunduğu en yüksek korumayı elde etmek için birkaç hafta sonra ikinci bir doza ihtiyaç vardır.

Aşılar nasıl geliştirilir ve test edilir?

En yaygın kullanılan aşılar, her yıl milyonlarca insanın bunları güvenli bir şekilde almasıyla, çok uzun yıllardır piyasada bulunmaktadır. Tüm ilaçlarda olduğu gibi, her aşının bir ülkede kullanılmaya başlanmadan önce güvenli olduğundan emin olmak için kapsamlı ve titiz testlerden geçmesi gerekir.

Deneysel bir aşı güvenliğini ve hastalığı önleme potansiyelini değerlendirmek için ilk olarak hayvanlarda test edilir. Daha sonra üç aşamada insan klinik deneylerinde test edilir.

Faz I’de

aşı güvenliğini değerlendirmek, bir bağışıklık tepkisi oluşturduğunu doğrulamak ve doğru dozu belirlemek için az sayıda gönüllüye verilir.

Faz Il’de

aşı, bağışıklık tepkisi oluşturma yeteneğini daha fazla değerlendirmek için herhangi bir yan etki açısından yakından izlenen yüzlerce gönüllüye verilir. Bu aşamada, mümkün olduğunca hastalık sonuçlarına ilişkin veriler de toplanır, ancak gönüllü sayısı genellikle aşının hastalık üzerindeki etkisinin net bir resmini elde etmek için yeterince büyük değildir. Bu aşamadaki katılımcılar, aşının hedeflendiği kişilerle ayni özelliklere (yaş ve cinsiyet gibi) sahiptir. Bu aşamada, bazı gönüllüler aşıyı alırken diğerleri almazlar, bu da aşı hakkında karşılaştırmaların yapılmasına ve bazı sonuçlara ulaşılmasına olanak sağlar.

Faz III’te

aşı, aşama Il denemelerinde olduğu gibi bazıları araştırma aşısını alan ve bazıları almayan binlerce gönüllüye verilir. Her iki gruptan elde edilen veriler, aşının korumak üzere tasarlandığı hastalığa karşı güvenli ve etkili olup olmadığını görmek için dikkatlice karşılaştırılır.

Aşılar, çocuklarımızın sağlığını korumak, iyileştirmek için çok büyük bir etkiye sahiptir. Kızamık, difteri, boğmaca gibi toplumda sık görülen bazı hastalıklar, küçük çocuk ve bebeklerde ciddi sorunlara ya da ölümlere neden olabilirler. Çocuklarımızı bu hastalıklardan ve bu hastalıklara bağlı diğer olumsuz sağlık sorunlarından (zatürre gibi) korumak için aşılara ihtiyacımız vardır.

Aşı uygulamalarının bu kadar yoğun olduğu günümüz koşullarında hiçbir aile geçmişte yaşanmış salgıları hatırlamıyor ya da bilmiyor. Ancak unutulmamalıdır ki basit bir aşı ile önlenebilir hastalık olan “kızamık” bugüne dek 200 milyon kişinin yaşamına neden oldu. Yine verem (tüberküloz) halen insanların ölümüne neden olmaya devam ediyor.

Ülkemizde aşılar 1981 yılından beri düzenli bir şekilde uygulanmaktadır. Başlangıçta tüm dünyada olduğu gibi sadece 6 hastalığa karşı aşı uygulaması mevcuttu. Bunlar; difteri, boğmaca, tetanoz, kızamık, verem ve çocuk felci aşılarıdır. Sadece bu aşılara yönelik yapılan uygulama sayesinde her yıl 3 milyon çocuğun ölümü, 750 bin çocuğun da sakat kalması engellendi. Hepimizin bildiği gibi çiçek aşısının yaygın uygulanması nedeniyle “çiçek” hastalığı tüm dünyada yok edildi.

Thimerosal (thiomersal, mercurothiolate), 1930’lardan beri aşılarda, göz damlalarında ve kontakt lens solusyonlarında yaygın olarak kullanılan organik bir civa birleşiğidir. Aşıların içeriklerine eklenen bu madde, viral kültürlerde bakteri çoğalmasını önlemek, antijen ve antikorları stabilize etmek için kullanılır. Aşılama şemasında önerilen bazı aşılarda bu maddenin olması son yıllarda tartışmalar yarattı ve çocuğun nörolojik gelişimini etkilediği, otizme neden olduğu iddia edildi. Ancak bu konuda kesin bilimsel kanıt yok.

Üstelik aşıların içindeki cıva miktarı balık, bazı bitkisel besinlerin tüketilmesi ile alınan cıva ile karşılaştırılamayacak kadar düşük.

Türkiye’deki aşı takvimine göre çocuklar 18 yaşına kadar 10 farklı aşıdan 21 doz alır. Bu kadar aşının uygulanması aşı içeriğinde bulunan kimyasalların vücutta biriktiği ve uzun zaman sonra kansere neden olduğu iddialarına yol açtı. Dünya sağlık örgütü’nün yürüttüğü çalışmalarda, aşı içeriğindeki bu kimyasalların hiçbirinin uzun dönemde kansere neden olmadığı bildiriliyor. Aşı karşıtı kampanyalarda öne sürülen bu iddiaların hiçbir kanıtı ve gerekçesi yoktur.

Aşılar kansere neden olmamakla birlikte kansere neden olan virüslere karşı koruyucu etki yaptığı için kanserden korumaktadır. Karaciğer kanserine neden olan Hepatit B virüsünden son derece güvenli olan Hepatit B aşısı ile korunabilirken yine kadınlarda rahim ağzı kanseri (serviks kanseri) nedeni olan Human Papilloma Virüsü (HPV) ergen yaş grubundaki kızlara yapılan HPV aşısı ile önlenebilir.

Aşılar hangi hastalığa yönelik yapılıyorsa sadece o hastalığa ait antijen barındırır. Yani ‘kısırlık’ yapmaz ya da otizm gibi hastalıkların nedeni olmadığı bilinmektedir. Yapılan tüm çalışmalar aşıların otizm yapmadığını göstermiştir. (AS)

Zatürre Aşısı (Pnömokok Aşısı).

Pnömokok bakterisinin neden olduğunu zatürreden korunmak için uygulanır. İki farklı çeşidi vardır.

Polisakkarid Pnömokok Aşısı (PPA23)

Pnömokok bakterisinin 23 farklı alt türünü içerir. 5 yıllık koruma sağlar. Ömür boyunca 3 doz halinde yapılan bu aşının tekrarı için en az 5 yıl geçmesi ve mümkünse son dozun 65 yaş sonrası yapılması önerilmektedir. Koruyucu etkisi yapıldıktan 2-3 hafta sonra başlar.

Konjuge Pnömokok Aşısı (KPA13)

Pnömokok bakterisinin 13 farklı alt türünü içerir. Ömür boyu koruma sağlar. Koruyucu etkisi yapıldıktan 2-3 hafta sonra başlar.

Zatürre Aşısı ve Covid-19

Covid-19 virüslerin neden olduğu bir hastalıktır, neden olduğu zatürre viral zatürredir. Uygulanan Pnömokok aşıları ise bakteriyel pnömoniye karşı koruma sağlar. Zatürre aşısının Covid-19’a karşı koruyucu etkisi yoktur. Ancak Covid-19 olan hastanın aynı zamanda bakteriyel zatürreden etkilenmemesi ve hastalığın daha şiddetli yaşanmaması için Pnömokok aşısının yapılması önerilmektedir.

Zatürre Aşısı Uygulaması

Risk grubundaysanız daha önce hiç zatürre aşısı olmuşsanız ya da olmamışsanız, ilk önce KPA13 aşısı, sonra PPA23 aşısı (5 yıl koruma sağlar) aralarında en az 8 hafta olacak şekilde olabilirsiniz.

19 yaş ve üzerindeyseniz, bir ya da birden fazla doz PPA23 aşısı olduysanız en az 1 yıl sonra KPA13 aşısı olabilirsiniz.

72ay – 18 yaş arasında bir ya da birden fazla doz PPA23 aşısı yapıldıysa en az 8 hafta sonra KPA13 aşısı yapılabilir.

Daha önce ömür boyu koruma sağlayan KPA13 aşısını olmuş ancak bu aşıyı olduğunuzu hatırlamıyorsanız, tekrar KPA13 aşısını olmanızda bir sakınca yoktur.

Grip aşısı

Rutin olarak uygulanmaz. Kronik akciğer hastalığı, kalp veya böbrek hastalığı veya şeker hastalığı gibi metabolizma hastalıkları olanlara, yaşlılara ve sağlık personeline uygulanması yararlı olabilir.

Bu aşının koruyuculuğu, o yıl dolaşımda olacağı düşünülen grip virüsleriyle sınırlıdır. Aşılama ancak aşı içeriğinde bulunan virüslere karşı korunma sağlar. ‘Aşı olduktan sonra gribe yakalandım’ sözünü siz de duymuşsunuzdur. Bu sözü söyleyenlerin çoğunluğu grip dışındaki çeşitli soğuk algınlığı ve nezle virüsleriyle hastalandıklarından habersizdir. Grip aşısının etkisizliğinden bahsederek, istemeden de olsa başkalarının etkilenmesi ve aşılanmamasına, bunun sonucunda da hastalanmalarına sebep olurlar..

Normalde herhangi bir anda, bizim “grip” olarak tanıdığımız hastalığa neden olabilen yüzlerce virüs türü vardır. Bunların hepsi, bir önceki senenin virüslerinden evrimleşmiştir. İlaç sanayi, şimdilik bu evrim hızını yakalayamadığından ya da durduramadığından, sadece o senenin en yaygın virüsüne yönelik aşılar üretirler. Dolayısıyla siz bu virüs türünden grip kapmayacak şekilde bağışıklığınız olur; ancak şanssızsanız, daha seyrek görülen bir diğer virüsü alarak grip olabilirsiniz. Aşı bir çözüm değil, bir önlemdir.

Özellikle yüksek riskli kişiler olarak adlandırılan bireylerin ve onlarla yakın temasta olan kişilerin aşılanmasının hayati öneme sahip olduğu. Tüm 65 yaş üstü bireyler, tüm sağlık çalışanları, kronik hastalığı olan kimseler, bağışıklığı baskılanacak ya da baskılanmış olanlar (Organ nakli hazırlığı yapılan hastalar gibi), huzur evi ya da bakım evi gibi yerlerde yaşayan ya da çalışanlar yüksek riskli grupta yer almaktadır. Unutulmaması gereken şey; korunmanın, tedavi etmekten daha kolay, daha ucuz ve daha güvenli olduğudur.

Naturel İmmunology isimli bilimsel derginin ocak ayı sayısında yayımlanan bir araştırmaya göre, artık her enfeksiyon için farklı aşı dönemi kapanmak üzere.

Aşının direkt etki mekanizması, vücuda ‘Enfekte oldun, bağışıklık sistemini harekete geçir’ mesaji vermektir. Bunu da bütün patojen yani hastalık yapan mikroplarda ortak olarak bulunan bir çeşit lipitle yapacaklar.

Bu lipit, aşılarda ‘adjuvan’ olarak adlandırılan, aşıları daha etkin hale getiren madde yerine kullanılacak.

Vücutta mikroplara karşı savuncu antikor üreten B hücrelerine yardımcı olan ‘natural killer’ (NK) yani ‘katil hücreler’ diye bileceğimiz başka bağışıklık hücreleri vardır. Aşılarda kullanılacak lipitler de bu NK hücrelerini aktive edici ajan olarak rol alacaktır.

Aşı olmak, kendinizi ve başkalarını COVID-19’dan korumak için atabileceğiniz birçok adımdan biridir. COVID-19’dan korunma kritik derecede önemlidir çünkü bazı insanlar için ciddi hastalığa veya ölüme neden olabilir.

Bir pandemiyi durdurmak, mevcut tüm araçların kullanılmasını gerektirir. Aşılar bağışıklık sisteminizle birlikte çalışır, böylece vücudunuz virüsle savaşmaya hazır olur. Maskeler ve sosyal mesafe alma gibi diğer adımlar, virüse maruz kalma veya onu başkalarına yayma riskinizi azaltmaya yardımcı olur. Aşılanmak, maske, mesafe ve temizliğe uymak COVID-19’dan korunmanın en iyi yöntemleridir.

İlk doz Covid-19 aşısı olduktan sonra ikinci doza kadar geçecek olan iki haftalık sürede kendinizi dış etkilere karşı korumak için ayrıca bir çaba göstermeniz tavsiye edilir.

Covid-19 aşısının olası yan etkileri:

  • Enjeksiyon yerinde ağrı, şişkinlik, kızarıklık, sıcaklık hissi

  • Yorgunluk, halsizlik

  • Eklemlerde ve kaslarda ağrı

  • Baş ağrısı

  • Ateş

Bu yan etkiler genellikle 48-72 saat içinde kendiliğinden düzelmektedir.

Sağlık ve Mutlulukla Kalın…

Kaynaklar:

  1. https://www.cdc.gov/coronavirus/2019-ncov/vaccines/different-vaccines.html

  2. https://www.gavi.org/vaccineswork/there-are-four-types-covid-19-vaccines-heres-how-they-work

  3. https://www.cdc.gov/coronavirus/2019-ncov/vaccines/different-vaccines/how-they-work.html

Yorumlar

Youtube

[youtube-feed channel=UCE_aLMv273svaKcW_UINhZA subscribetext="Abone Ol" layout="list" num=3]

Eczacı Farkıyla

Eczacı Farkıyla vitamin ve mineraller, ilaçlar, besin destekleri, kozmetik ürünlerle ilgili tüm bilgiler; ve topluma koruyucu halk sağlığı için bilgilendirme ve destek amacıyla sizlerleyiz…